MERAKLISINA OT HİKAYELERİ:2 ISIRGAN


 

 

Tatlı tatlı salınıyorlar rüzgârla, bir sağa bir sola devrilen başları, kuşotları ile kardeş sanki. Birbirlerine bakıyorlar. Biri varsa diğeri de vardır. O halde hazır etmeli yumurtaları değil mi ama. Yürüyüşe çıkıyorum bulutlu ama temiz bir gün. Her yerde çeşit çeşit bitkiler. Ufaktan baş vermişler bir kısmı, bir kısmı aldanıp güneşe erkenden çıkmış topraktan, bodur çiçeğe durmuş. Mevsimi gelmeden açmış işte. Dantel gibi yayılmış yapraklarıyla ebegümeçleri, yerleri hınzırca sarmış radikalar, ayrıkotundan ayırmak için iyice eğildiğim keklik saçları, toplamaya kıyamayıp çiçek açmalarını bekleyeceğim gelincik otları ve daha neler neler. Ama bugün ısırgan günüm o yüzden belki kuşotu alabilir aklımı diğerleri ile küsüm… İlerde bir teyze görüyorum. Arkadan bakınca Van Gogh resminden çıka gelmiş gibi. Yayılmış geniş kalçaları bir rahat bir rahat. Bir şeyler topluyor sanki toprakla konuşuyor. Usulca varmalı yanına. Bana neler söyleyecek kim bilir. Hızlanıyor adımlarım, yoldan karşıya geçip yeşil tepede oturuyorum yanına. Sarı turpotu çiçekleri karşılıyor beni. Sonra ellerine bakıyorum. Güleç kocaman ağzını açıyor

“daladı beni dadam”

“ama iyi gelir”

Isırgandan konuşuyoruz anlıyorum. Epey bir toplamış. Toprağın üzerine oturuyoruz. Sakalar uçuşuyor etrafta. Duymuyoruz hiçbir şey. Taşımıyoruz hiçbir tasa. O anda öyle bir özgürlük kaplıyor ki insanı ne mutfak, ne yıkanacak bulaşıklar, ne kitaplar, ne keçi ne çocuklar ne de başka bir şey. Bir tek biz varız. Yeşil yastıkların üzerine kurulmuş, buluttan yorganımızın altında sohbet ediyoruz. Ne çabuk arkadaş oluyoruz, sorgusuz, sualsiz, isimlerimizi bile söylemeden.

Isırganlı çullama anlatıyor bana, otlu börek anlatıyor “kolaycacık pişer” diyor “hemen alıver fırından ekmeklik hamur bir top yeter sana” diyor. “Zeytinyağıyla iyice bir yoğurup ikiye bölcen” diyor “sonra biraz taze keçi peyniriyle karıştırıp arasına koycan ısırganlı, kuşotlu karışımı” bıçakla kıyıver önce” diye de ekliyor.

Gülüşüyoruz. Öğreniyorum ki o da bir yerlerden göçmüş; “Kazdağı bilir misin diyor oralardan işte” Bir yandan otları toplayıp bir yandan konuşuyoruz. Karıştırmıyorum diğerlerini bir tek ısırgan ve kuşotu bugün. “Isırganı kurutup çayını yap” diyor bana ben de ona “taze salata yapıyorum” deyince şaşırıyor, “ısırmaz mı?” diye soruyor. “Yok, ısırmaz limonu gördü mü, birazda tuzla ovdun mu hiç bir şey yapmaz” diyorum. Deneyecek. Sonra çorba yapıyormuş, soğanlı, yoğurtlu diyor ben de ıspanak gibi yaptığımı söylüyorum onaylıyor. Epey toplayıp dolaşıyoruz sonra bir karanlık çöküyor üstümüze.

 

Başımızın üstünde koyu bulut kümesi… Kara bulutlar, yağmur mu bırakacak yoksa “haydi dadam,” diyor, keçisine doğru gidiyor ben ona el sallayıp fırının yolunu tutuyorum. Hamuru alıp eve dönüyorum. Şimdi bir güzel otlu börek yapmalı. Anlattığı gibi… Keçi peyniri yok ama olsun lor koyarız biz de. Yapıyorum bir güzel…Biraz ısırgan ayırıyorum sabaha yumurtayı içine kırmak için… Sonra böreğin yanına da artan kuşotlarını patates, nane, siyah zeytin bir salata. Yanına bir demlik çay…

Ellerine sağlık teyzeciğim ne de güzel olurmuş böyle…derken pencerede yağmur…

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !