Yemeğin Dili Olsa...

 

YEMEĞİN DİLİ OLSA…

 

 

Bazı sanatların karşısında insan çok çaresizdir. Müzik gibi, dans gibi… Öyle bir dildir ki bu, insanı bütün egolarından arındırıp, diğer insanlarla ortak bir zevk hali içerisinde sarhoş eder. Bu sarhoşluk insanı mutlu ve özgür kılar. Beden, dil, renk her şey anlamını kaybeder veya müziğin sesinde, dansın ritminde erir. Buna bir ekleme daha yapabiliriz rahatlıkla…

Yemek...

Bugün kendi mutfağımıza ait olduğunu düşündüğümüz birçok lezzetin kökeninde aslında farklı kültürlerin tadı, rengi, biçimi vardır.

Bu farklı ürünler, pişirme metotları yılların deneyimi ile zenginleşip, başka malzemelerle bütünleşip bugünkü yemek kültürümüzü oluşturmuş durumdadır. At üstünde gezen ataların mirası tarhana, güney Amerika’dan gelen domatesle buluşup başka bir kimlikle bugünkü sofralarımıza kadar sızmayı başarmıştır.

Bizans’ın sofralarında bir ara yemek olan besili horozun beyaz etinin şeker ve bademle dövülmesiyle yapılan muhallebi, günümüzde tavukgöğsü olarak dondurma eşliğinde keyifle tüketilmektedir.

Balık severlerin lezzetle yedikleri tuzlama, turşu yöntemi balık yemekleri antikçağdan, Bizans’a oradan Osmanlı’ya oradan bugünün mutfağına ustaca ve belki de hep aynı yöntemle gelmiştir. Bir farkla: Amforaların yerini, küpler, küplerin yerini bugün kavanozlar almıştır.

Ya da değerli bir peynirimiz İsviçre’den, Rusya’ya, oradan bize seyahat ederek ulaşmış, günümüzde şaraplarımızın eşlikçisi olmaya devam ede gelmiştir.

 

Bu ve buna benzer değerli mutfak birikimleri bir araya gelerek bugünkü mutfak kültürümüzü oluşturmamızı sağlamaktadır. Tabi buna çok gerilere giderek yapılmış ilk mayasız ekmeği de ilave edebiliriz. Böyle baktığımız zaman aslında yemeğin de çok farklı uygarlıkları aynı potada erittiğini, birleştirdiğini görüyoruz. Geniş sofraların yalnızca bugünkü anlamıyla aileleri bir arada tutmak değildir amacı. Bu geniş sofraları süsleyen tabakların içindeki her bir lezzetin antropolojisi bizi aslında çok önemli bir gerçekle daha yüz yüze bırakır. Yemek aslında, kültürlerin en çok bir arada yaşadığı unsurlardan biridir dikkatli gözler için.

 

Bu yüzdendir yediğimiz her yemeğin arkasında çok değerli bir hikâye bulunduğunu unutmamak gerekir. Bu öyle bir hikâyedir ki dili yoktur. Barışçıldır. Ahenkle dilimizde dolaşır ve özümüze karışır. Tıpkı müzik gibi, dans gibi… Bazen bir sebzenin içinde, bazen bir pişirme ya da saklama tekniğinde, bazen renkli bir sosta, bazen bir yeme biçiminde karşımıza çıkar ve kim bilir hangi uygarlığın izini o gün kurduğumuz sofrada bize açık eder. Görmek istersek bu hiç tanımadığımız kültürle ortak bir dilde konuşmuş oluruz. Yemeğin dilinde…

 

Koyu sohbetleriniz hiç eksilmesin.

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !